Dinimizde Cenazenin Taşınması

Cenaze Şöyle Taşınır:

Sünnet olan cenazeyi dört kişinin dört taraftan yüklenerek taşımasıdır. Her taraftan onar adım olmak üzere toplam kırk adım taşımak müstehaptır. böyle biri mümkünse cenazeyi önce ön tarafından sağ omzuna , sonra ayak tarafından sağ omzuna , sonra ön tarafından sol tarafına , sonra ayak tarafından sol omzuna alarak taşır. Mümkün değilse kolayına gelecek şekilde taşır.
Mazeret olmaksızın çok yakın olan mesafeye cenazeyi araba ile taşımak mekruhtur.
Cenazeyi takip edenlerin faydasız şeyleri konuşmaktan sakınmaları , yüksek sesle konuşmamaları , ölünün karşılaştığı durumu ve dünyaya gelenlerin sonunun böyle olacağını düşünmekle meşgul olmaları , alkol tutmamaları , açıktan tekbir getirmemeleri gerekir.

Kabir:
Kabir Nasıl kazılır: Kabrin boyu , ölünün boyu kadar , genişliği insan boyunun karısı kadar , derinliği de göğüs hizasına kadar olmak üzere kazılır. Toprak sert ise kıble tarafına ölünün konabileceği şekilde oyularak lahit ” oyuk” yapılır. Yer yumuşak olup oyun açılınca çökecekse , uzunluğuna bir çukur kazılır. Buna da şak ” yarma ” denir. Gerekirse çukurun her iki tarafı tuğla veya kerpiç gibi bir şeyle örülür.

Ölünün Defnedilmesi:
Kabir, lahd şeklinde hazırlanmışsa ölü yüzü kıbleye gelecek şekilde yerleştirilir. Önüne kerpiç vb. şeyler konulur.
Toprağın sızmaması için tahta veya kerpiçlerin üzerine hasır , ot vb şeyler konabilir. Kabir yarma şeklinde hazırlanmışsa ölü , hazırlanan boşluğa yüzü kıbleye gelecek şekilde yerleştirilir. Üzerine cenazeye dokunmayacak şekilde tahta kerpiç vb. ile tavanımsı bir şey yapılır. Sonra üzerine toprak atılır.

Telkin: Ergenlik çapına gelmiş bir müslümanın kabri başında telkin vermek caizdir. Bu vesile ile meleklerin sorularına vereceği cevabı kolaylaştıracağı umulur.
Telkin Şöyle Yapılır: Defin işi bittikten sonra telkin okuyan kişi kabrin baş tarafına , ölünün yüzüne karşı geçer. kendisinin ve annesinin adını vererek ” Ey fatma oğul Ahmet veya fatma kızı ayşe ” diye üç kere seslendikten sonra Şöyle der :

” üzkür ma künte aleyki min şehadeti enlailahe illallah ve enne muhammeden resülullah ve enne’l-cennette hakkın ve’n-naru hakkun ve enne’l-ba’se hakkın ve enne saate atiyetun la raybe fiha ve enne’llahe yeb’asumen fi’l-kubür ve enneke raditye billahi rabbben ve bi’l-islami dinen ve bi-Muhammedin sallahü aleyki ve sellem nebiyyen ve bi’l-Kur’ani imamen ve bi’l-kabeti kubleten ve bi’l mü’minine ihvana. Rabbiyellahü lailahe illahüve aleyki tevekkeltü ve hüve rabbü’l-arşi’l-azim” Bundan sonra üç defa ” ya abdallah’ kul, la ilahe illallah denir.

Iskat-ı Salat:
kazaya kalmış beş vakit farz namazlarla vitir namazlarının bağışlanması umudu ile yapılan bir sadaka verme işlemine ” ıskat-ı Salat” denilmektedir. Şöyle ki : Mükellef bir insan farz ve vitir namazlarını , eda ve kazayı yapmaksızın ölse , bunların düşürülmesi için bunların manevi sorumluluğundan kurtulması ümidi ile bunlara karşı ödenmek üzere malının üçte birinden harcama yapılmasını vasiyet etmesi gerekir. Buna göre ölünün geriye bıraktığı malın üçte birinden namazlar için fidye bedel verilir. Böylece bağışlanması için Yüce Allah’a Dua edilir.

Iskat-ı Salat namazların düşürülmesi için vasiyette bulunmamış olan bir ölünün velisi veya varislerinden biri tarafından bağış yolu ile verilecek bir mal ile de , bu ” iskat” işlemi yapılabilir. Ölünün bu yüzden bağışlanması Allah’ın rahmetinden umulur. Yabancı bir kimse tarafından ölü adına verilecek sadakadan da ölüye sevap ulaşır.
Bir kimse hastalığı sırasında kazaya kalmış namazlarını düşürmek için fidye ve sadaka veremez Çünkü bunları kaza etmesi ihtimali vardır. vereceği bu fidye hiç bir zaman namaz yerine geçemez. Fakat bu hastalık halindeki namazlarını kaza etmek fırsatını bulamayacağını düşünerek vasiyette bulunsa, bu vasiyeti ölümünde varisi varsa bırakmış olduğu malın üçte birinden varisi yoksa malının tamamından ” iskat-ı salat” olarak yerine getirilir.

Ölen kimsenin tutamadığı oruçlar biliniyorsa , her gün için bir fidye yani bir fakiri günlük olarak doyuracak kadar para veya gıda verilir. Keffaret oruçları da katılır. Namaz da oruca kıyas edilerek , kılınmayan vakitleri tespit edip her bir vakit için bir fidye verilir. Günlük olarak hesap edilecekse, bir günde vitir namazı ile birlikte 6 vakit hesap edilir. Ay ve yıl ile çarpılır , çıkan miktar fidye olarak fakirlere verilir. Bir kısmı verilse de hayır ve fayda olur.

Taziye :

Taziye, yakını vefat eden kimselere sabır tavsiyesinde bulunmak ve teselli etmektir. Taziyenin definden sonra olmadı efdaldir. Çünkü , definden önce ölü yakınları techiz ve tekfin işleri ile meşguldürler. Asıl hüzün ve yalnızlık definden sonra başlar. Ölü yakınlarının üzüntüsü fazla ise definden önce de taziye yapılabilir. Uygun olan taziyeyi ilk üç günde yapmaktır. Çünkü acı ve kederin ilk üç günden sonra genellikle hızı hızı kesilmiş olur. Mazeret olmaksızın üç gün geçtikten sonra taziyede bulunmak mekturhtur. Çünkü bu ölü yakınlarının üzüntüsünü yeniler. Taziye , bizzat yağmak mümkün değilse telefon , telgraf ve mektup gibi vasıtalarla yapılabilir.

Vefat eden müslüman bir kimse içni bir müslüman taziye edilirse şöyle denilir. ” E’zamellahü ecrake ve ahsene ‘ azaeke ve ğaferallahü li meyyitike” Manası: Allah sana bu musibete karşılık büyük bir sevap versin, acını iyiliğe cevirsin , ölen yakınını affeylesin.
Definden sonra ölünün ruhu için elden geldiği kadar sadaka vermek , sadaka verilecek bir şey yoksa iki rekat namaz kılıp sevabını ölünün ruhuna bağışlamak müstehaptır.
Ölen kimse içni yas tutulmaz. Ancak kocası ölen kadın dört ay on gün yas tutabilir ki , bu süre başla biriyle evlenebilmesi için bekleyeceği iddet süresidir. Cenaze evinin gelenlere yemek hazırlayıp vermesi veya helva yapıp dağıtması mekruhtur. Fakat akraba ve yakın komşuların o gün ve o gece cenaze evine yemek götürmesi müstehaptır.

Author: Dini

Bir cevap yazın